Anayasaya Uygunluk Denetimi Üzerine Notlar

Güncelleme tarihi: 9 Tem 2021

Bu blogu oluşturma amacım, belli uyuşmazlık ya da sorunlar üzerine, yasal durumu anlatmak ve çözüm yollarını ortaya koymak olduğu kadar, hukukun genel ilkelerinin nasıl oluştuğunu, Roma Hukukunun neden önemli olduğunu, her dönem geçerliliğini koruyan tespitleri, okuduğum hukuk kitapları üzerine incelemeleri de içeren hukukun genel değerleri üzerine de bir şeyler yazmak. Bazen bu durum, başka şeyler araştırırken birden karşınıza çıkıveriyor. Anayasaya uygunluk denetimiyle ilgili tarihi bazı notları yazmak da hiç aklımda yokken böyle başladı.


Aslında blokta yayınladığım yazılarla ilgili alıntı yapılması halinde yazar adı ve sitenin belirtilmesiyle ilgili nasıl bir not yazmalıyım diye araştırma yaparken, Prof.Dr.Kemal GÖZLER’in bir davası üzerine, kendi yayınladığı “Gözler v. Çağlayan Davası Gözlemler ve Eleştiriler” kitabında, bugüne kadar en çok atıf yapılan yargı kararlarından biri olma özelliğini taşıyan Marbury v. Madison davası karşıma çıktı.


Anayasaya uygunluk denetiminin tarihte ilk kez karşımıza çıktığı karar, Marbury v. Madison kararıdır. 1800’lü yılların başında, Amerikan Başkanlık seçimlerini Thomas Jefferson kazanır. Ancak başkanlığı devredecek olan John Adams, görevini bırakmadan önce Adliye Yasasını onaylar ve bir gece yarısı hakim atamalarını imzalar. Ama atama kararlarından bazıları hakimlerin kendilerine tebliğ edilmez. Thomas Jefferson başkanlığa geçince bu tebliğlerin gönderilmemesini ister. Hakim atamalarının geçerli olması için gerekli olan tebliğ süreci tamamlanamaz. Bu hakimlerden biri olan William Marbury, yürürlükteki Adliye Yasası’na dayanarak, ABD Yüksek Mahkemesi’ne ilk derece mahkemesi sıfatıyla, kendisine tebliğin gönderilmesinin sağlanması için dava açar. Yüksek Mahkeme, bu aşamada Senato’dan geçen ve dönemin başkanı tarafından onaylanan yasanın Anayasaya aykırılığı nedeniyle davayı reddeder. Bu durum tarihte ilk kez Anayasanın üstünlüğünün ortaya konulduğu karardır. Hukuk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Kararın gerekçesinden alıntılar şöyledir;


“Hukukun ne olduğunu söylemek, gerçekten de, yargı bölümünün görev ve sorumluluğudur. Davalara kuralı uygulayanlar, bu kuralı açıklamak ve yorumlamak zorundadırlar. İki yasa birbiriyle çatışıyorsa, mahkemeler hangisini uygulanması gerektiğine karar vermek zorundadırlar.”


“Eğer yasa Anayasaya aykırı ise ve hem yasa hem de Anayasa davaya uygulanabiliyorsa, mahkeme davayı, ya Anayasayı dikkate almaksızın yasaya uygun olarak ya da yasayı dikkate almaksızın Anayasaya uygun olarak karara bağlamak zorundadır; mahkeme çatışan kuralların hangisinin davayı yöneteceğini kararlaştırmak zorundadır. Yargısal ödevin özü budur.”


“Mahkemeler Anayasayı dikkate almak zorundaysa ve Anayasa, yasamanın diğer alışılmış işlemlerinden üstünse, yasa ve Anayasanın ikisinin de uygulanabilir olduğu davada, alışılmış türden yasama işlemi değil, Anayasa davayı yönetmelidir.”


Anayasa yargısının oluşumunun Türkiye’deki izdüşümü ise; Akşehir Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi olarak görev yapan Refik Gür’ün önüne gelen bir davada, 1949 yılında, davada uygulanan kanunun Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vererek, davayı reddetmesiyle başlamıştır. Henüz Anayasaya aykırılık bakımından yargı denetimi söz konusu bile değilken, Yargıtay tarafından hakim Refik Gür’ün verdiği karar bozulmuş, buna rağmen verdiği önceki kararında direnmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay Özel Hukuk Dairesi’nin bozma kararını onamıştır. Bununla birlikte, Refik Gür’ün Anayasaya aykırı bulduğu kanun maddesi, o dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından iptal edilmiştir. Sonraki Anayasayla (1961 Anayasası) bir Anayasa Mahkemesi kurulmasının önünü açılmıştır.


Hakim Refik GÜR’ün mahkeme kararından bir alıntı; “Şu halde, hâkim evvela (…) ana kanun olan Anayasa hükmüne ve ikinci planda da ona muhalif mevcudiyet iktisap edemeyecek bulunan diğer kanun hükümlerine tâbi olmak durumundadır (…). Mahkemelerin, yalnız inceledikleri hukukî hadiselerin şümûlü ve çerçevesi içinde kalmak (...) şartıyla, Anayasa hükümlerinin yürürlüğü ve dokunulmazlığı murakebesini (denetimini) yapmaları ve o kanunda aykırı hükümler bulunduğu takdirde, hadiseye tatbikinden çekinmeleri gereklidir (...) Anayasamızla hakimlere böyle bir araştırma hakkı hükmen tanınmış bulunmaktadır.”


Günümüzde, Anayasanın 11. maddesinde "Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.


Sonuç olarak, anayasanın, kanunlardan farklı olarak, temel hukuk kurallarını belirleyen üst bir düzenleme metni olduğu düşünüldüğünde, anayasanın kanunlardan üstün tutulması, kanunların anayasaya aykırı olmaması gerekliliği, yukarıdaki madde düzenlenmemiş olsa bile, geçmişte hukukçular tarafından neden anayasa yapıldığına dair sebeplerin ve gerekçelerin sunulmasına engel olmamıştır. Anayasa yargısının da görevi, kanunların anayasaya uygunluğu ya da aykırılığı belirlemek olmalıdır.


Atıf yapılan bir avukat olmak dileğiyle…


Avukat Aslıhan Gürbüz Sevim

Eylül 2020


#anayasa #gerekçe #anayasayargısı


Yararlanılan kaynaklar

Kemal Gözler,  Anayasa Hukukunun Genel Teorisi Cilt.2, Bursa Ekin Kitabevi Yayınları, 2011

Can Yavuz, "Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi", TBB Dergisi,2017

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-128-1635

Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, YKY, 2014


©️Bu sitedeki yazılar, yazar adı ve site kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör