Marka Hakkına Tecavüz Suçu

Güncelleme tarihi: 9 Tem 2021

Marka; bir ticari işletme tarafından üretilen malların veya sağlanan hizmetlerin, diğer mal ve hizmetlerden ayırt edilebilmesini sağlayan işaretlerdir. Günümüzde, entelektüel sermaye ve bilgi ekonomisinin önemli bir göstergesi durumunda olan marka, halen piyasada iş yapan şirketlerin değerinin belirlenmesinde temel faktörlerden biri haline gelmiştir. Marka hakkı, kişinin malvarlığının bir parçası olarak, Anayasanın 35. maddesinde korunan, mülkiyet hakkına dahil bir haktır.

Bu anlamda, Türk Hukukundaki marka konusunda düzenlemeler içeren Kanun Hükmünde Kararnameler dönemi sona ermiş, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun, 2017 yılında yürürlüğe girmesiyle, marka hakkının ihlali halinde, bu ihlalin parasal olarak tazminine ve cezalandırılmasına ilişkin çeşitli hükümler getirilmiştir.

Marka hakkının korunabilmesi için ilk şart, markanın Türk Patent ve Marka Kurumuna kayıt olmasıdır. Tescil edilmeyen markanın, tanınmış marka bile olsa, 6769 sayılı Kanun kapsamında korunması mümkün değildir.

Marka hakkına tecavüz suçunu ekonomik suç olarak tanımlamak mümkündür. Ekonomik suç, ekonomik düzenin tesisi ve şekillendirilmesine dair kuralları ihlal etmek suretiyle, toplumun ekonomik düzenin sağlıklı işleyişi üzerindeki haklı menfaatlerini zarara uğratan yahut zarara uğratma tehlikesi taşıyan suçlardır. Görüldüğü üzere bu suçta zararın doğması tehlikesi bile yeterli görülmüştür.

Marka hakkına tecavüz suçu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 29. ve 30. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 29. maddesinde; marka hakkına tecavüz sayılan fillerin neler olduğu belirlenmiştir.

“Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak,

Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek,

Markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak,

Marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu haklan üçüncü kişilere devretmek” marka hakkına tecavüz sayılan fiiller olarak sayılmıştır.

30. maddesinde ise; marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümlere yer verilmiştir;

“Başkasına ait marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz ederek mal üreten veya hizmet sunan, satışa arz eden veya satan, ithal ya da ihraç eden, ticari amaçla satın alan, bulunduran, nakleden veya depolayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır,

Marka koruması olduğunu belirten işareti mal veya ambalaj üzerinden yetkisi olmadan kaldıran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır,

Yetkisi olmadığı hâlde başkasına ait marka hakkı üzerinde devretmek, lisans veya rehin vermek suretiyle tasarrufta bulunan kişi iki yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır,

Bu maddede yer alan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.”

İlk olarak, markayı taklit edenler bakımından, asıl markanın varlığını bildiği halde, bunun aynısını veya benzerini kullanarak haksız ticari fayda elde edenler marka hakkına tecavüz etmiş olurlar. Ancak, taklit markalı ürünleri satan, dağıtan veya başka şekilde ticaret alanına çıkaranlar ya da bu amaçla ithal edenler veya ticari amaçla elde bulunduran kişilerin marka hakkına tecavüz ettikleri, bu kişilerin markanın taklit edilmiş olduğunu (yani ürünün markaya tecavüz yoluyla üretildiğini) bilmeleri veya bilmelerinin gerekmesi halinde söz konusu olacaktır. Aksi halde bu kişilerin kendi fiilleri ile markaya tecavüz ettiklerinden bahsedilemez.

Burada şunu açıklamak gereklidir; Türk Ticaret Kanunu’nun 18.2. maddesi gereğince her tacir ticaretine ait faaliyetinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek durumundadır. Tacir, ticari faaliyetlerinde, beklenen özen yükümlülüğü yerine getirmelidir. Marka hakkına tecavüz yoluyla kullanılan malları satan kişinin tacir olması halinde, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesi gerekir. Yargıtay birçok kararında taklit markalı malları satan tacirin, ürünlerin taklit olduğunu bilmediği savunmasının dinlenmeyeceğine karar vermiştir.

Diğer taraftan, marka hakkına tecavüz suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır. Yani şikayette bulunan hak sahibinin, savcılık soruşturması ya da mahkemedeki yargılama sırasında şikayetinden vazgeçmesi halinde, suça ilişkin cezalandırma yapılamaz. Ayrıca, başkasının hak sahibi olduğu marka taklit edilerek üretilmiş malı, satışa arz eden veya satan kişi bu malı nereden temin ettiğini bildirir ve bu suretle üretenlerin ortaya çıkarılmasını ve üretilmiş mallara el konulmasını sağlarsa cezaya hükmolunamaz.

Bu suça ilişkin ceza davalarında görevli mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi’dir. Bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde Asliye Ceza Mahkemeleri görevli olacaktır.


Faydalı olması dileğiyle…


Av.Aslıhan Gürbüz Sevim

Şubat 2021


#marka #markahakkınıihlal #markahakkınatecavüz #sınaimülkiyet #mülkiyethakkı #fikrivesinaihaklar


Yararlanılan kaynaklar

Aslıhan Kart, Marka Hakkına Tecavüz Suçları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2019

Fatih Aydın, Sınai Mülkiyet Kanunu ve Yargıtay Uygulamasında Marka Hukukunda Tazminat, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 2017

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nın 28.03.2018 tarihli, 2017/172 Es, 2018/32 sayılı kararı


© Bu sitedeki yazılar, yazar adı ve site kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör